Adana’da 70’li Yıllardan Kalma Anılarımız...

Adana’da 70’li Yıllardan Kalma Anılarımız...
Advert

Şahin ESENDEMİR Yazdı 

Bugünkü genç nesil bilmez, yaşı 60 ve üzerinde olanlar hatırlar..
Bizim gençliğimizde Adana’da yaşamak zordu..
Hayat zordu..
Çocukluk zor, gençlik zordu.. 
Zordu doyasıya yaşayabilmek, yaşadığını sanabilmek..
Bugünkü gençler gibi elimizde cep telefonları yoktu..
Yoktu birçoğumuzun evinde çevirmeli telefonlar..
Değil sevgiliye nerede olduğumuzu, 
Annemize babamıza da haber veremezdik geç geleceğimizi.

xxx

Günde 3 kez değiştirecek gömleğimiz, 
Her gün bir başkasını giyeceğimiz ayakkabımız yoktu..
Dörtyolağzı ile Sular arasında tur atardık bazı günler..
Bazı günler de Kuruköprü ile Ulus Parkı arasında..
Bir Mavi Köşe Pastanemiz vardı buluştuğumuz..
Bir Kuyubaşı’mız, Bohem’imiz vardı cumartesileri bir arada olmak için iple çektiğimiz..
Ara sıra Kristal Palas’ta, Ağba’da, Erciyes’te özel gençlik çayları düzenlenirdi..
Oralarda buluşurduk, sevdiklerimizle.. 
Can dostlarımızla, arkadaşlarımızla..

xxx

Bizim dönemimizin gençlerinde ayrı bir olgunluk vardı..
Kızlarımızın gözünde “erkek avcılığı”, erkeğin dilinde “kadın çığırtkanlığı” yoktu..
Şairin kelimelerle anlattığı, “Sapsarı bir sonbahar resminde Ağustos güneşi” gibiydi sevdalarımız..
Bizim gençliğimizde aşklar duvarlara değil yüreklere yazılırdı.. 
Ağaç gövdesinde beraber büyürdü, “çizilen kalpler”in içinde adımız..

xxx

Şimdiki gibi adım başında cafeler, pastaneler, patiseriler yoktu..
Köhne sokak kuytularında, saçakların altında buluşurduk..
Ya yağmur taçlandırırdı..
Ya kavurucu güneşte renk değiştirdi saçlarımız..
Çok ıslandık yağmurlarda, çok kavrulduk yakıcı güneşte.
Gözlerimiz takılı kalırdı, bir güzel bakışın kaçamağında..

xxx

Zordu o yıllar Adana’da, çok zordu..
Şimdiki gibi kredi kartları yoktu ceplerimizde..
Sevgiliden saklanırdık çoğu zaman; paranın yokluğundan..
Birbirimizden aldığımız borçlarla gazoz parasını denkleştirirdik.
Yoksa biz de bilirdik “sevgiliye kırmızı bir gül uzatma”nın ne anlama geldiğini.. 

xxx

Sevdaya saygı duyulan yıllardı bizim gençlik yıllarımız.. 
Asillik herkeste vardı.. Kızlarında, erkeklerinde..
Kimse, kimseye yanlış yapmazdı.
Arkadaşın sevdiğine yan gözle bakılmazdı..
Şarkılar aslını bulurdu gönüllerde..
“Destansı sevgiler yaşanırdı” bizim gençliğimizdeki Adana’da..

xxx

“Filmsi sevdalar”a özenirdik bazen.. 
Sular’da, Dünya’da, Köşk’te beyaz perdeye yansıyan hikayeleri benimserdik..
Erkeklerimiz Ayhan Işık olurdu, Yılmaz Güney, Orhan Günşiray bazen..
Kızlarımız Belgin Doruk’a, Hülya Koçyiğit’e, Fatma Girik’e özenirdi..
Ulaşılmaz doruklara tırmanmaya çalışırdık, o filmleri izlerken..
Bugünkü gibi maroken koltuklarda değil, tahta sandalyelerde..
Belki acı olurdu yuvarlanmamız, hayallerin zirve yaptığı tepelerden..
Ama yaralarımızı, berelerimizi kendimiz sarardık..
Yüreğimize yama yapar ve düşerdik yeniden yollara..
Anlamlı sevdaların önünde eğilirdik..
Ara sıra da gururla diklenirdik elimizi uzattığımızda tutabileceğimiz “aşk”a.. 

xxx

Hiçbir zaman hasetlik etmezdik birbirini sevene..
Kıskansak, imrensek de onların mutluluğuna gölge düşürmezdik..
Onların büyük mutluluğu ile küçük mutluluklarımızdı tesellimiz.
Ekmeğine bal sürülmüş çocukların sevinciydi mutluluğa şahitliğimiz..
Ateşten başaklar gibiydik, ama bir çiçeği bile soldurmaya kıyamazdık..

xxx

O zaman büyük apartmanlar yoktu.. Müstakil, bahçeli evlerde büyüdük..
Kalabalık, birbirine kenetlenmiş aileler yaşardı bu kentteki mahallelerde, sokaklarda..
Mutfaklarımız birbirine bakardı.. Bahçelerimiz iç içeydi adeta..
Bir çoğumuzun kendi odası, kendi yatağı yoktu.
Hep derli toplu yataklarda uyuduk; 
Kışın odalardı, yazın cibinlikle sinekten korunduğumuz damlarda..
Dağınık yatakların özlemiyle büyüdük.. Aynı yastığın kokusunu özümsedik..
Birlikte yaşamanın kültürü ile doyumsuz çocukluk, gençlik yaşadık..

xxx

Sevdiklerimize, beğendiklerimize sadece uzaktan bakabildik..
Yan yana gelebildiğimiz otobüslerde göz ucu ile selamlar verdik.
Çevreye hissettirmeden gülümsemelerle “merhaba”diyebildik.
İsimler taktık gözlere.. Yeşiline, karasına..
Anlamlar yükledik buğulu bakışlara..
Şimdi kime anlatabilirsin, bir bakışın yürekteki ışığını..

xxx

Öyle ulu orta değil, çok zor şartlarda, güç ortamlarda buluşurduk..
O zamanlardaki “el ele tutuşmanın hazzı”nı kim tadabilir şimdi..
Göz bebeklerimize kadar titrerdik, sevdalıyı hissettiğimizde..
Masum bir öpücüğün mahcubiyetini taşırdık, al al olmuş yanaklarımızda..
Sevgiliden gelen mektubu saatlerce okumadan, göğsünde saklamanın mutluluğunu kim anlayabilir şimdi?
Bugün zamana yenildi, böylesi duyguların bakirliği.. 

xxx

Kendi ayak seslerimiz eşlik ederdi uykusuz gece kaçışlarına..
Toprak saksılardaki sardunyaların altına koyardık kokulu mektuplarımızı..
Kalecik karasının ateşlediği yüreğimizde kaçamaklar yaşardık; 
Çiçek kokulu pencere diplerinde.. 
Posta kutuları vardı bizim zamanımızda, resmi adresimiz..
Buluşamadığımız, sadece uzaktan bakıştığımız zamanlarda oraya gelişi beklerdik.
Sevgili oraya bırakırdı pembe güllerle bezenmiş mektuplarını.
Biz kalbimiz ata ata mektubu alır, mektubu bırakırdık heyecanla..

xxx

Köşe başlarımız vardı konakladığımız.. Okul önlerine yakın..
Adına şiir dediğimiz tekerlemeleri okunsun diye yazmazdık hiç..
İçimizdeki yaraların dökülen sızısıydı onlar..
Kilitli hatıra defterlerinin içinde saklardık.. 
Şarkılarımız vardı özgürlüğe, barışa dair, 
Yüreğimizin en masum sesiydi onlar..
Tınısında gitarın kendinden geçerdi gece karanlığında duygular..
Dev aynalarını sadece lunaparkta görürdük biz..
Şimdi gençlerin ruhunda kocaman bir dev aynası var..

xxx

Adanalı olmanın onurunu hep yüreğimizde taşıdık.
Uzun gölgelerimize bakıp da büyük laflar etmedik..
Bilirdik güneşin her tepeye gelişinde yutulacağını sözlerin..
O yıllarda kelimelerle birbirini bu kadar yaralamazdı insanlar..
Bakışların kendince bir dili vardı..
Delikanlılık lafta değildi, her yürekte bir aslan yatardı..
Bir adama iki kişi saldırmaz yere düşene vurulmazdı..
Bedenler serilse de yere, onurlar hep ayaktaydı..
Dokunmazdık sarhoşa ayılana kadar..
Bozmazdık hayalindeki sevgiliyle raksını;
Taki yıkılana kadar..

xxx

Haksızlığa, adaletsizliğe, saygısızlığa baş kaldırdık..
Adanalı gençlere özgü “bir bayrak gibiydi” yüreklerimiz.. 
Yoksa nasıl saklardı içinde o kocaman adamı küçücük bedenimiz..
Zordu bir zamanlar Adana’da yaşamak…
Ama hiçbir zaman zordan şikayet etmedik..
Adanalı olmanın mütevaziliğini hiç kaybetmedik..
Her zaman göründüğümüz gibi olduk..
Olduğumuz gibi göründük, onurla ve gururla..

babameraba
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İŞKAD’dan ‘Kadın Girişimci Ödülleri’
İŞKAD’dan ‘Kadın Girişimci Ödülleri’
Kamuran Şipal Son Yolculuğuna Uğurlanıyor
Kamuran Şipal Son Yolculuğuna Uğurlanıyor