fmasaj Mustafa Öncül ‘Ovuz Abi’yi Andı
Advert
MANŞET HABERLER

Mustafa Öncül ‘Ovuz Abi’yi Andı

Mustafa Öncül ‘Ovuz Abi’yi Andı
Mustafa Öncül ‘Ovuz Abi’yi Andı Admin Ali Pekmezci
Advert


Bugün 26 Temmuz… Ovuz Abi’nin ölüm yıldönümü. Bu yazıyı, 16 yıl önce, Ovuz Abi’nin vefatının ardından yazmıştım. Bugün Google’dan yardım istedim, birkaç dakikada buldum. Ovuz Abi’yi saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. Güzel bir insandı.

Özellikle bizim kuşaktan Teksas-Tomiks okumayan eminim yoktur. Daha ilkokula başlamadan Teksas-Tomikis ile tanıştım. Okumayı öğrendikten sonra daha bir sevdim, bağlandım bu çizgi roman dergilerine.

Sanırım ilkokul ikideydim… Babamın iş yerinden çıkmış eve dönüyorum. Yağcami’nin önündeki otobüs durağında beklerken gazetecideki dergilere bakıyordum… Tarkan’ı gördüm… Bayıldım!.. Cebimde 1 lira (100 kuruş) para vardı. 75 kuruşu verip, Tarkan’ı aldım. Kalan 25 kuruş ile de otobüse binip eve dönmeyi düşünüyorum. Yağcami’den bindim otobüse…

Eyvah!.. Yanlış hesap yapmıştım! Çünkü Hükümet Konağı’nın orası (Vilayet) otobüslerin son durağıydı. Otobüsler son durağa gelince içindeki yolcuların hepsi indirilir, yola devam edecek yolcular tekrar para verip binerdi otobüse.

Ve benim param kalmamıştı!

Yaşlı bir adam gördüm, yanına gittim, “Dede…” dedim, “Otobüs param yok. Verebilir misin bana?” adam sağ olsun, ceketinin cebinden bir 25 kuruş çıkardı verdi. Teşekkür ettim. Parayı o kumbaraya attım ve bindim otobüse.

Ne zaman ve nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum… GIRGIR’la tanıştım.

Tarkan’ın içerisinde bir sayfa vardı. Her hafta tarihi bir olay veya kişinin anlatıldığı bir yazı olurdu. Bu yazının içinde de Mustafa Eremektar’ın (Mıstık) çizdiği bir karikatür yer alırdı. Bilinçli olarak karikatür ile ilk tanışmam bu karikatürlerdir. Bu karikatürlerin yanında, Hürriyet Gazetesi’ndeki “Püf Noktası” adlı minik köşenin içindeki Nehar Tüblek tarafından çizilen vinyetlere de hastaydım!

Okulda bu karikatürleri kopya ederek karikatürler çizmeye başlamıştım. Çizdiğim karikatürleri öğretmenim Zerrin Topbaş’a, diğer sınıf öğretmenleri Jale Öğretmen’e, Sevil Öğretmen’e gösteriyordum. Beğendiklerini söylüyorlar, müthiş olumlu tepkiler veriyor, kahkahayla gülüyorlardı karikatürlerime… Bu da beni yüreklendiriyordu.

Ne zaman ve nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum… GIRGIR’la tanıştım. GIRGIR logosunun yanında bulunan, kurma kolu takılmış ve “gır gır gır” diye çevrilen kel kafa karikatürüne çok gülüyordum. Elimle kurma kolu işareti yapıp, kafamın yanına getiriyor “gır gır gır” diye bağırarak evin içinde ya da okulda dolaşıyordum.

Karikatürlere bayılıyordum! Ben de onlar gibi çizmeye çalışıyordum. Eh!.. Fena da çizmiyordum yani! Ortaokuldayken epey ilerledi çizgim (bana göre harikaydı!..) Lisedeyken GIRGIR’deki ve FIRT’taki amatör sayfalarına karikatür gönderme cesareti hasıl oldu.

Bir gün çizdiklerimi gönderdim bir zarfa doldurup. Pazar gününü heyecanla bekliyorum… “Acaba yayımlanacak mı karikatürlerim?..”

Pazar günü geldi, gittim bir GIRGIR aldım… Heyecanla baktım…

“Tıssssss!…”

Karikatürüm yayımlanmamıştı!

Dellendim!..

Yenilerini çizdim, gene gönderdim… Bir sonraki hafta?… Yine tıssss!…

Bir sonraki hafta?… Tıssss!..

“Pazartesi okula gittim… Herkes karikatürümden bahsediyor… Havam bin beş yüz!..”

Artık vazgeçmeye, “Başlarım, karikatürüne de GIRGIR’ına da!..” demeye hazırlandığım bir pazar… Çiçeği Burnunda Karikatürcüler sayfasında, benim gibi karikatür göndermiş 10-15 kişinin adının altına, “Pul kadar küçük çiziyorsunuz… v.s. v.s.” gibi bir şeyler yazmıştı.

“Adım çıkmıştı GIRGIR’da!… Benim için olağanüstü bir şeydi. Sevinçten uçtum. O heyecanla yeni karikatürler çizdim gönderdim, yenileri, yenileri…

Burnundakiler’de ilk karikatürüm yayımlandı. Sadece yayımlanmakla kalmadı, yanında övgü dolu bir yazı döşenmişti sevgili Ovuz Abi… Pazartesi okula gittim… Herkes karikatürümden bahsediyor… Havam bin beş yüz!..

Hafta içinde postacı bir havale makbuzu getirdi. Yanılmıyorsam 75 lira gelmişti GIRGIR’dan… Bu para, yayımlanan karikatürümün telif ücretiydi. Karikatür çizerek kazandığım ilk paraydı bu 75 lira. Oysa ben karikatürümün GIRGIR’da yayımlanması için üstüne para ödemeye bile razıydım. (GIRGIR’ın o zamanki fiyatının 1 lira ya da 150 kuruş olduğunu düşünürsek, taşradan karikatür gönderen 15-16 yaşında bir çocuğa ödenen 75 liraya dikkat çekmek isterim…)

Sonra bu karikatürleri başkaları izledi. Hâlâ Çiçeği Burnundakiler sayfasındaydım. Karikatürün arka sayfada yayımlanması, Ovuz Abi’nin “Sen artık bu işi öğrendin” demesi anlamına geliyordu. Ama benim karikatürler bir türlü arka sayfaya geçemiyordu. Her hafta 10-15 karikatür çiziyor (fotokopi olmadığı için birer adet de kendimde kalacak olanı çiziyor) GIRGIR’a gönderiyordum ama… Karikatürler Çiçeği Burnundakiler’den arka sayfaya geçmiyordu bir türlü.

1981 yılının yazıydı… Üniversiteyim… 1. sınıf bitmiş, yaz tatilindeyiz. Evimiz İller Bankası’nın orada bir yerlerde… En yakın gazete satıcısı Baraj Yolu 6. durakta (Saray Ekmek Fabrikası’ndan biraz daha aşağıda)… Her pazar, yürüyerek oraya gidiyorum, GIRGIR ve gazetelerimi alıyor, eve dönüyorum… “O pazar” da temmuz sıcağında yürüyerek gittim gazete satan bakkala… Gazetelerimi ve GIRGIR’ı aldım… Eve doğru yola çıktım… Bir yandan yürüyorum bir yandan da merakla GIRGIR’a bakıyorum karikatürüm çıkmış mı diye… Çiçeği Burnundakiler sayfasını açtım baktım… Yok… Sinirlendim… GIRGIR’ı katladım koltuğumun altındaki gazetelerin arasına koyacağım… Birden dikkatimi çekti… Karikatürüm GIRGIR’ın arka sayfasında yayımlanmıştı!… Dizlerim bağı çözüldü, ellerim titremeye başladı… Yolun kenarına oturdum… Karikatürüme defalarca baktım… İmzama, karikatürün yanındaki minicik “Mustafa Öncül (Adana)” yazısına tekrar tekrar baktım…

1981 yılında Adana’dan karikatür gönderen diğer arka sayfa karikatürcüleri ile tanışmaya başladım:

Salak salak, kendi kendine gülen; yüzünde aptalca bir gülümsemeyle yolda yürüyen bir tiptim Baraj Yolu’nda… Heyecanla eve girdim, anneme gösterdim karikatürümü, tipik bir anne sevinciyle “Aferin benim oğluma.” dedi. Ama benim heyecanımı anlaması mümkün değildi.

Bu karikatürleri diğerleri izledi…

Artık arka sayfanın gediklilerindendim.

1981 yılında Adana’dan karikatür gönderen diğer arka sayfa karikatürcüleri ile tanışmaya başladım:

Mehmet Kulaç: Ziraat Fakültesi’nde okuyordu ve Şehir Tiyatrosu’nda da oyunculuk yapıyor, gitar çalıyordu. Çok yönlü bir arkadaştı.

Serdar Kutca: Mersinliydi. O da Ziraat Fakültesi’nde okuyordu.

Mehmet Ali Türkmen: Liseyi yeni bitirmişti.

Sefer Tabakoğlu: Henüz lise öğrencisiydi… Hatta ortaokul bile olabilir.

Serdar Sayar: Güreş yapan, müthiş heyecanlı bir arkadaşımızdı. Sonra Selçuk Üniversitesi’nde veterinerlik okumaya gitti.

Sefa Sofuoğlu: Yabancı Diller’de okuyordu. (Kendisi şimdi iş ortağım olur.)

Cumhur Gazioğlu: Cumhur, Trabzonluydu. Jeoloji Mühendisiydi. DSİ’de çalışıyordu ve Gezende Barajı’na tayini çıkmış, sonrasında da Adana’ya gelmişti.

Müthiş bir kadro kurmuştuk. Bu arkadaşlarımın hepsi iyi çizmelerinin yanında, çok “kral” çocuklardı.

Her hafta çizdiğimiz karikatürleri birleştiriyor, dev bir zarf ile Ovuz Abi’ye gönderiyorduk. Ovuz Abi hem karikatürlerimizi yayımlıyor hem de “Bereketli topraklar…” diye başlayan övgü dolu yazılar yazıyordu bizim için.

Mevhibe Hanım Ovuz Abi’ye telefonla geldiğimizi bildirdi… Bir dakika sürmedi, o koskoca Ovuz Aral bulunduğumuz yere kadar geldi, müthiş babacan bir tavırla bizi kucakladı… 

1983 yılıydı… Mehmet Ali Türkmen, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin sınavına girecekti. Birlikte İstanbul’a gittik. Gitmişken GIRGIR’a da uğradık. Bacaklarım titriyordu Ovuz Abi’nin yanına çıkarken… Sekreteri Mevhibe Hanım karşıladı bizi… Adımızı söyledik… Kadın bizi anlatmaya başladı bize… Çizdiğimiz karikatürlerden bahsetti… Arkasındaki rafa döndü bir dosya çıkardı, içini açtı… O güne kadar gönderdiğimiz tüm karikatürler dosyanın içindeydi… Ovuz Abi Anadolu’dan karikatür gönderen tüm gençlere birer dosya açmıştı. Şaşırdık!

Mevhibe Hanım Ovuz Abi’ye telefonla geldiğimizi bildirdi… Bir dakika sürmedi, o koskoca Ovuz Aral bulunduğumuz yere kadar geldi, müthiş babacan bir tavırla bizi kucakladı… O uzun kollarını omzumuza atıp odasına götürdü bizi.

Hatalarımızı, nelere dikkat etmemiz gerektiğini söyledi… Bizimle uzun uzun ilgilendi. Adana’yı anlattırdı, kendisinin Adana maceralarını anlattı… Konuştu, dinledi… Sonra masanın üzerinde duran bir makbuz koçanını aldı, üzerine 100 liraydı sanırım bir miktar yazdı, “Genç çocuksunuz, bir çay içersiniz. Gidin muhasebeden alın.” dedi. Türkmen’le kalktık ayağa… İzin istedik… Bizi kapıya kadar uğurladı, “İstanbul’a her geldiğinizde bekliyorum.” dedi.

GIRGIR’dan çıktık Türkmen’le… “Lan…” dedik, “Bu adam Allah gibi lan!..”

Ertesi yıl Sefa ile gittik İstanbul’a ve Ovuz Abi’ye… GIRGIR artık Kâbe gibi olmuştu bizim için. Herhangi bir nedenle İstanbul’a gittiğimizde en önce oraya uğruyor, Ovuz Abi’nin “eteğine yüz sürüyorduk.”

babameraba
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ddddd
"Mısır Alım Fiyatı Revize Edilmeli”
ddddd
Motosiklete Kamyonet Çarptı: 1 Ölü, 1 Yaralı
Motosiklete Kamyonet Çarptı: 1 Ölü, 1 Yaralı
Kars escort Kastamonu escort Adıyaman escort Yozgat escort Çorum escort ataşehir masöz ümraniye Escort üsküdar Escort çekmeköy Escort sancaktepe Escort Zonguldak escort Isparta escort Afyon escort Giresun escort Kütahya escort Yalova escort Akçakale escort Adıyaman mutlu son