“Hukuksuzluğa Teslim Olmayacağız”

YEREL - 03-10-2026 08:05

Mustafa ÇİNKILIÇ 

22 Nisan’da, yine burada“Hukuksuzluğa Alışmayacağız” başlıklı bir yazı yazmıştım. O gün, 2024 yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tabloyu değerlendirirken, sandıktan çıkan iradenin yargı süreçleri üzerinden etkisizleştirilmesi tehlikesine dikkat çekmiş, Yüreğir Belediyesi’nde yaşananları örnek göstererek hukuksuzluğun sıradanlaştırılmasına karşı uyarıda bulunmuştum.

Aradan aylar geçti.

Yüreğir’de yaşananlar ve sonuçta yönetimin AKP’nin eline geçmesi.

Üsküdar’da yaşananlar ve sonuçta yönetimin AKP’nin eline geçmesi.

Adalar’da belediye yönetimi ve meclis dengeleri üzerinden gelişen olaylar sonucu bu belediyenin yönetiminin AKP’nin eline geçmesi …

Her nedense birden bire artan kendi seçildiği partilerden istifa edip AKP’ye geçen belediye başkanları, meclis üyeleri..

Şimdi de Mersin Büyükşehir Belediyesi ve bazı ilçe belediyelerine yönelik operasyonlar…

Her olayın kendi hukuki boyutu, soruşturması ve cevaplanması gereken soruları var. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmadan suçlu kabul edilemez edilmemeli de... Her geçen gün daha fazla güven kaybetse de hukiki süreçler devam ediyor.

Ancak bütün bu gelişmeleri yalnızca birbirinden bağımsız adli olaylar olarak görmek de mümkün değil . Böyle bir toptancı yaklaşım siyasetin ve demokrasinin içinde bulunduğu durumu tartışmamızı engeller.

Üstelik bugün toplumda giderek yaygınlaştığını düşündüğüm başka bir duygu var:

“Bunlar her şeyi yapar!”

İşte beni asıl endişelendiren bu cümle.

Çünkü bir toplumun demokrasiye olan inancı, yalnızca seçimlerin yapılmasıyla değil, insanların haklarını arayabileceklerine, oylarının korunacağına ve hukukun iktidarı da sınırlayabileceğine inanmalarıyla ayakta kalır.

İnsanlar yaşanan her olayı kaçınılmaz görmeye, itirazın sonuç vermeyeceğine inanmaya başlarsa, umutsuzluk siyasetin önüne geçer.

İktidarın karşısındaki en büyük engel, yalnızca örgütlü muhalefet değil, toplumun ortak iradesidir. Bu iradenin korku ve yılgınlıkla zayıflaması, demokrasinin geleceğini de tehlikeye atar.

Üstelik iktidarın elinde devasa bir iletişim gücü var. Televizyonlar, gazeteler, radyolar ve sosyal medya üzerinden sürekli bir başarı ve her şeyin yolunda gittiği algısı üretiliyor. Gerçeklerin yerini, tekrarlandıkça gerçekmiş gibi kabul edilmesi beklenen bir anlatı alıyor. Toplum bu algı ile yönetiliyor.

Eğer alabilirsek , Tarih bize bu konuda önemli bir ders verdi.

Nazi Almanyası’nın son günlerinde Sovyet ordusu Berlin’e girmiş, Üçüncü Reich’ın askeri yenilgisi artık kaçınılmaz hale gelmişti. Buna rağmen Goebbels’in propaganda makinesi, son ana kadar zafer söylemini sürdürmeye çalışıyordu. Oysa cephedeki gerçeklerle halka anlatılanlar arasındaki uçurum artık kapatılamaz boyuttaydı.

Berlin düştü, Nazi rejimi çöktü ve yıllarca sürdürülen büyük zafer anlatısı tarihin enkazı altında kaldı.

Fakat bu hikayenin başka bir yönü daha var. Rejimin gidişatını gören, savaşın kaybedildiğini anlayan, hatta geçmişte rejimi desteklemiş olmasına rağmen yaşananları artık onaylamayan insanlar da vardı. Herkesin aynı inancı taşıdığını söylemek mümkün değildi. Ancak baskı, gözetim, cezalandırılma ve şiddet korkusu, gerçeği gören insanların bile seslerini yükseltmelerini engelleyebiliyordu.

Amacımız Nazi Almanyasıyla , AKP Türkiyesini karşılaştırmak değil .

Buradan bugüne taşıyacağımız ders, şudur : Propagandanın, algı ile siyaset yapmanın gücü gerçeği değiştirmeye yetmez; ancak korku, gerçeği gören insanların susmasına bir süre neden olabilir. Ama gerçekleri gizleyemez. Hatta “ gerçeğin eninde , sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu var ” diye de bir söz var.

Bugün de geçmişte iktidarı desteklemiş, hatta ona gönülden inanmış insanların arasında yaşananlardan rahatsızlık duyanlar, ülkenin kötüye gittiğini düşünenler bulunabilir. Ancak siyasi baskıdan, ekonomik ve toplumsal ilişkilerini kaybetmekten, hedef gösterilmekten veya şiddetten çekindikleri için düşüncelerini açıklayamıyor olabilirler.

Onları peşinen suçlamak yerine, konuşabilecekleri güvenli ve özgür bir toplumsal alanın önemini anlamalıyız. Çünkü demokrasi, yalnızca bizimle aynı düşünenlerin konuşabildiği bir düzen değildir. Farklı düşünenlerin de korkmadan itiraz edebildiği bir ortak yaşam biçimidir.

Olayları seyretmek, vah tüh demek olacakları maalesef engellemiyor.

Gabriel García Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanını bu nedenle hatırlıyorum. Herkes yaklaşan cinayeti bilir ama kimse onu önleyemez. Tehlikenin bilinmesi, onu engellemek için yeterli olmaz. Marquez bu kısacık romanda bize ; Toplumsal sorumluluğun dağılması, seyirci kalmanın ve çaresizliğin nasıl büyük bir felakete dönüşebileceğini anlatır.

Hannah Arendt’in İnsanlık Durumu eserinde üzerinde durduğu ortak eylem düşüncesi de burada anlam kazanıyor. Siyaset, yalnızca iktidarı ele geçirme mücadelesi değildir. İnsanların birlikte konuşabildiği, farklı düşünebildiği ve geleceğini ortaklaşa belirleyebildiği bir yaşam alanını koruma mücadelesidir. Eğer bu mücadeleyi sağlıklı bir şekilde veremezsek, İnsan Hakları Derneği’nde sık tekrarladığımız slogan gibi; “Susma, sustukça sıra sana gelecek”

Peki, ne yapacağız?

Sadece ben, sen, o değil hep birlikte:

Hukuki mücadeleyi sürdürecek, sivil toplum örgütlerini, meslek odalarını ve demokratik kitle örgütlerini güçlendireceğiz. Haksızlığa uğrayanın kimliğine, partisine, dünya görüşüne bakmadan hak ve özgürlüklerini savunacağız. Gerçeği araştıracak, doğrulanmış bilgiyi paylaşacak, öfkemizi şiddete değil, barışçıl ve örgütlü demokratik katılıma dönüştüreceğiz.

Evet , 22 Nisan’da “Hukuksuzluğa Alışmayacağız” demiştim. Bugün bu sözün yanına bir cümle daha ekliyorum:

Umutsuzluğa da teslim olmayacağız!

Hukuksuzluğa alışmak adaletsizliği kabullenmektir. Umutsuzluğa alışmak ise adaleti yeniden tesis etme ihtimalinden vazgeçmektir.

Çünkü demokrasi, yalnızca işler yolunda giderken değil, değişimin imkansız gibi gösterildiği zamanlarda da savunulmayı hak eder.

Bir toplumun geleceğini yalnızca iktidarların ne yapmak istediği belirlemez .

İnsanların korkuya rağmen hakikati savunma, birbirine güvenme ve ortak yaşamı koruma iradesi belirler.

Günün Diğer Haberleri