Yeni Eşik: Halkın Finanse Ettiği Siyaset

SİYASET - 01-08-2026 10:03

Av. Mustafa ÇİNKILIÇ Yazdı 

Bir siyasi partinin kaynağını kim sağlıyorsa, o partinin kime karşı sorumluluk hissedeceği de büyük ölçüde bununla belirlenir.

Bu nedenle siyasal partilerin finansmanı, anayasa hukukunun ve demokratik rejimlerin en kritik tartışma başlıklarından biridir.

 Türkiye’de 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu uyarınca, genel seçimlerde belirli bir oy oranına ulaşan partilere Hazine yardımı yapılmaktadır. Bu sistemin temel amacı; partilerin büyük sermaye gruplarına, çıkar çevrelerine veya kayıt dışı finans kaynaklarına bağımlı hale gelmesini önlemektir. Çok kısa bir araştırmayla Almanya, Fransa, İsveç ve birçok Avrupa ülkesinde de kamusal finansman, demokratik hayatın doğal ve koruyucu bir unsuru olarak kabul ettikleri görülür.

 Ancak her sistem, zamanla kendi içinde yeni yapısal sorunlar da üretmektedir.

Son dönemde ülkemizde yaşanan CHP ve Yeni Parti ayrışmasında görüldüğü üzere; hukuki süreçler, parti içi kırılmalar veya yönetim krizleri sonucunda toplumsal desteğin önemli bir bölümü yeni bir siyasal yapıya yönelmektedir. Buna karşın Hazine yardımının yalnızca mevcut tüzel kişilikte kalması, demokratik meşruiyet ile mali kaynak arasındaki bağın kopmasına yol açar.

İşte tam bu noktada, dünyada son yirmi yılda hızla ivme kazanan “taban finansmanı” modeli yeniden gündeme gelmektedir.

Yeni Parti de faaliyetleri için taban finansmanına dayalı bir destek çağrısında bulunmuştur.

 Esasen bu arayış dünya siyasetinde yeni de değildir.

 Hatırlanacağı üzere; Amerika Birleşik Devletleri’nde Barack Obama’nın 2008 seçim kampanyası, internet üzerinden milyonlarca küçük bağış toplayarak siyasal finansmanda yeni bir dönemin kapısını açmıştı. Ardından Bernie Sanders, büyük şirket bağışlarını tamamen reddederek ortalama 27 dolar civarındaki milyonlarca küçük bağışla kampanyasını yürüttü. Sanders, siyasetin yalnızca dev lobi şirketleri tarafından değil, sıradan yurttaşlar tarafından da finanse edilebileceğini kanıtladı.

 Fransa’da Emmanuel Macron’un En Marche! hareketi de kuruluş döneminde geniş ölçüde bireysel bağışlara dayanan finansman modeliyle dikkat çekti.

Şeffaf dijital bağış altyapısı sayesinde hem hesap verebilirlik sağlandı hem de geniş bir toplumsal bağışçı kitlesi oluşturuldu.

 Bu örneklerin ortak paydası şudur: Partiyi finanse eden doğrudan halkın kendisidir. Dolayısıyla parti, bütçesini oluşturan insanlara karşı sürekli hesap vermek zorundadır.

 Karl Popper’ın türkçeye de Açık Toplum ve Düşmanları eserinde savunduğu eleştirel demokrasi anlayışının özü de tam olarak buraya dayanır.

Popper, siyasal iktidarın en temel niteliğinin kesintisiz denetlenebilirlik olduğunu vurgular. Demokratik rejimleri ayakta tutan şey yalnızca seçim günü verilen oylar değil; denetlenemez ve sorumsuz yapılara karşı iktidarın her aşamada yurttaş tarafından sorgulanabilmesidir.

Finansman da bu denetimin en etkili araçlarından biridir.

 Alexis de Tocqueville de Amerika’da Demokrasi adlı eserinde, demokrasiyi güçlü kılan ana unsurun yalnızca anayasal kurumlar değil, yurttaşların gönüllü katılım kültürü olduğunu belirtir. İnsanlar sadece oy vererek değil; gönüllü emekleri ve mikro maddi katkılarıyla da kamusal yaşama katılırlar. Bu katılım, demokrasiyi dönemsel bir sandık ritüeli olmaktan çıkarıp yaşayan bir sürece dönüştürür.

 Siyasetin finansmanı açısından bakıldığında küçük bağış sistemi, aslında demokratik katılımın ekonomik biçimidir.

 Bir yurttaşın tek başına yüz bin lira bağış yapması ile yüz bin yurttaşın birer lira vermesi arasında —parasal eşitliğin ötesinde— siyasal meşruiyet bakımından devasa bir fark vardır.

Birinci durumda siyaset tek bir sermaye odağına bağımlı hale gelirken, ikinci durumda gücünü toplumun tamamından alır.

Üstelik dijital çağ, bu modeli geçmişe kıyasla çok daha uygulanabilir ve izlenebilir kılmaktadır.

Bağışçı miktarlarının ve harcamaların düzenli biçimde kamuoyuna açıklanması; bağımsız denetim kuruluşlarının ve sivil toplumun süreci anlık izlemesine imkan  tanır.

Böylece “kapalı kapılar ardında finanse edilen siyaset” anlayışı, yerini şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya bırakabilir.

 Şüphesiz bu modelde kendi içerisinde bazı riskler taşır.

 Bağışların gerçek kişilerden gelip gelmediğinin doğrulanması hayati önemdedir. Kara para aklama, yabancı kaynaklı müdahaleler veya aynı kişinin farklı kimliklerle bağış yapması gibi risklere karşı güçlü dijital doğrulama sistemleri kurulmalıdır.

Ayrıca yalnızca halk bağışına dayanan partiler, olası ekonomik kriz dönemlerinde ciddi finansman darlığı yaşayabilir.

Bu nedenle gelişmiş demokrasilerde genellikle kamusal finansman ile bireysel bağış sistemleri dengeli bir biçimde birlikte uygulanır.

 Geçmişte bir sivil toplum örgütü bünyesinde tüm siyasi partilerde “siyasetin finansmanı” üzerine bir çalışma yürütmüştük. Açıkça ifade etmeliyim ki, bu konuda hiçbir partinin bir diğerinden niteliksel bir üstünlüğü yoktu. Söylemde “herkes şeffaf”, ancak uygulamada “herkes sisler altında” faaliyet gösteriyordu. Siyasetin finansmanı bütünüyle partide birkaç kişinin bildiği ilişkileri ağır içerisinde yürütülüyordu.

 Siyaset bilimciler Richard Katz ve Peter Mair’in literatüre kazandırdığı “Kartel Parti” kuramı, bu tabloyu açıklamakta önemli bir anahtar sunar. Katz ve Mair’e göre modern demokrasilerde partiler zamanla toplumdan koparak devlete yaslanan yapılara dönüşür. Özellikle kontrolsüz kamu finansmanına erişim, partileri üyelerinden ve toplumsal tabanlarından uzaklaştırarak bürokratikleşmiş profesyonel organizasyonlar haline getirir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki bunun da örneklerini ülkemizde çok sık ve yakıcı olarak yaşıyoruz .

 Bu nedenle demokratik meşruiyetin yeniden tesisi için toplumla doğrudan bağ kuran finansman modelleri kritik önem taşır.

Nitekim Robert Dahl da Demokrasi ve Eleştirileri çalışmasında geliştirdiği çoğulcu demokrasi modelinde, siyasal katılımın yalnızca sandıkla sınırlı kalmaması gerektiğini savunur. Ona göre ; Yurttaşların siyasal sürece sundukları maddi ve manevi katkılar, çoğulcu demokrasinin asli unsurlarındandır.

 Son dönemde Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeler —MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Hazine yardımının ayrılan milletvekillerinin oranına göre yeni yapıya da aktarılması gerektiğine dair beyanı ve Özgür Özel’in Yeni Parti için başlattığı bağış kampanyası— taban finansmanı tartışmasını Türkiye gündeminin merkezine taşımıştır.

 Eğer toplum bu çağrıya güçlü bir karşılık verir; Türkiye’de geniş katılımlı, şeffaf ve küçük katkılarla büyüyen bir siyasal finansman modeli işlerlik kazanırsa, bunun etkisi yalnızca bir partiye kaynak sağlamakla sınırlı kalmayacaktır.

Asıl radikal değişim, siyasetin hesap verdiği merkezin kaymasında yaşanacaktır.

 Çünkü parasını doğrudan halktan alan bir siyaset, eninde sonunda hesabını da halka vermek zorundadır.

 Belki de demokrasinin en güçlü denetim mekanizması sandığın kendisi değil; sandığa giden yolda yurttaşın kendi özgür iradesiyle siyaseti finanse edebilmesidir.

 Özgür Özel ve çalışma arkadaşları bu süreci şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir mekanizmalarla yönetmeyi başarırlarsa; devletten beslenmeye alışmış “kartel parti” yapısı yerine, gücünü halktan alan gerçek bir kitlesel demokrasi anlayışının önünü açabilirler. Bu da Türkiye demokrasisi için şüphesiz yeni ve tarihi bir eşik olacaktır.

 

Günün Diğer Haberleri