YEREL
Giriş Tarihi : 24-10-2021 11:37   Güncelleme : 24-10-2021 11:43

MEMİLİ Yazdı: Taşköprü’nün Deli Dumrulu

MEMİLİ Yazdı: Taşköprü’nün Deli Dumrulu

 

Köprüyü geçenden beş geçmeyenden on akçe almanın mucidi, ölümsüz Türk Destan Kahramanı Deli Dumrul’dur.

Köprüyü, Galata Kulesi’ni ve tramvayı akılsız zenginlere satmanın atası ile “Sülün Osman”dır. Bilinen en dürüst, asil, haktanır dolandırıcıdır. 1950’li yıllarda efsane olmuştur. Allah rahmet eylesin. Eskimeyenler bilir.

Bir de köprüyü satıp geçenlerden aldığı parayı kaynak olarak kullananları atasın ise merhum Turgut Özal’dır. Böylelikle köprüden geçenin para ödeme devri başlamıştır.

Şimdi ise devrim niteliğinde bir uygulamaya tanıklık ediyoruz: Köprüden geçmeyenden de para almak.

Bütün bunların hepsi bir kenara, Adana’da “Peygamber Horozu Yemiş Halil” namıyla maruf bir medar-ı iftiharımızın, köprü hakkındaki uygulamasını anlatalım.

Bu uygulamanın bir eşinin, Avrupa ve Asya’da olmadığı, Dünya’da ve hatta Satürn ve Neptün’de bile olmadığını zannediyorum.

NASIL MI?

Anlatalım efendim. Adanalı girişimci, “Peygamber Horozu Yemiş Halil’in bu gün iktidarlara kadar ilham olmuş uygulaması tarihin tozlu sayfalarında kalmasın.

Olay 1930 yılında cereyan ediyor.

Bir sabah uyananlar Taş Köprü’nün Karşıyaka tarafında bir kulübe olduğunu görüyorlar. Deme çatma olan bu kulübe gece yapılmış ve sabah hizmete sunulmuştur.

Kulübenin önünde bir adam “… Misis yolunda, Kara Hacılı ve Kozan Yolu’ndan gelen bilumum odun,  kömür ve samandan Oktruva ismi altında para almaya başlıyor…”

(Bilmeyenler için “Oktruva”, Duhuliye Vergisi’nin Frenkçesidir. Ticaret amacıyla şehre gelen mallardan alınan vergidir. Fransız istilacılardan kalma bir kavramdır. Kendileri gitti, vergileri kaldı yadigâr)  

Bir kişi malları gözleriyle ölçüp, biçip tartıyor diğeri de makbuz kesip para alıyor.

Millet, şehre girerken elinde mühürlü kâğıt olan bu adama vergi ödemeye başlıyor.

Mal satmak için Şehre girerken Olur ya vatandaşın o an parası olmayabilir: bu Halil denilen adam o kadar insaflı ki (!), heybe, çanta gibi bazı eşyaları rehin alıyor ve vatandaşın sırtını sıvazlayarak:

“Kendin, üzme ağa, çıkışta verirsin…”

Vatandaş bu insaflı tahsildara “Allah razı olsun” diyerek şehre giriyor. Çıkışta da parasını ödeyip rehin eşyalarını geri alıyor.

İşler tıkır… Her şey güzel işliyor.

BOSNALI SALİH EFENDİ’NİN DİKKATİ

Bir gün köprünün üzerinden sonradan adı BOSSA olacak fabrikanın sahibi olan Bosnalı Salih Efendi geçerken durdurulur. Tesadüf olacak ya, o gün mal getirenlerle birlikte köprüden geçmeye niyet etmiş… Halil Efendi bağırır:

“Durun!”

Kafile durur. Ama Merhum Bosnalı Salih Efendi, göz ucuyla şöyle bir memur ucubesine bakar bir şeye benzetemez. Memur ucubesi, malları gözden geçirir. Göz ucuyla ölçer biçer, tartar… Onda öyle bir göz var ki ne teraziye ihtiyaç duyar ne de metreye…

“Aha şu kadar duhuliye ödeyeceksiniz!”

Bosnalı Salih Efendi şaşırır. Bu duhuliye nedir, nereden çıktı? Her gün jandarma komutanı, belediye reisi, zaptiyelerle beraber, köprü üzerinden vergi alındığını hiç duymamış.

İşte bunu sormuş karşıdaki kılıksıza. Memur ucubesi:  

“Sus! Cahil-i Cühela. Hem bilmez, hem konuşur!” Koca fabrikatör bir de fırça yemiş. Neyse, dayak yemeden parayı ödemiş, makbuzunu da cebine koyup kazasız belasız fabrikasına gelir. Yemez içmez, belediyeye gider:

“Reis, bu yeni vergilerden neden bizim haberimiz yok?” diye sitem eder.

Belediye reisi hop oturup hop kalkar. Öyle bir şey yok! Sonra aklına takılmış.

“Böyle bir şey var da benim mi haberim yok?”

Jandarma, mal müdürlüğü, memurlar, zabitler ile haberleşme derken, mesele anlaşılmış:

Herifin biri bir sabah uyanmış, kulübeyi koyup, gelenden geçenden vergi toplamaya başlamış. “Yedi ay vergi toplamış ve bir Allah’ın kulu sen ne yapıyorsun?”dememiş.

İşin trajikomik bir yanı da şu: Belediye, kaymakamlık ve polis memurları da gelip geçerken bu parayı ödemiş ve sahte makbuzları ceplerine koymuşlardır. (*)

Belediye gönderdiği ekip ile birkaç tahta direk ve telisten oluşan kulübeyi yıktırır. Ancak Peygamber Horozu Yemiş Halil Efendi bulunamaz. (*)

ÇIKIŞ OLMADI… BU KEZ GİRİŞTE OLSUN…

Belediye zabıtası varsın, köprünün karşı tarafında Peygamber Horozu Yemiş Halil’i yakalamak için pusuya yatsın…

Dolandırıcılar bu kadar güzel hâsılatı, belediye zabıta memurlarının insafına bırakacak değiller ya…  Mademki köprünün şehre giriş tarafı zabit tarafından gözlenmektedir, o halde şehirden çıkışlar ne güne duruyor.

Bu sefer şehirden çıkışlar için de köprünün Abidin Paşa Caddesi’nin çıkışında bulunan “Tarsus Kapısı”na da bir kulübe dikiyor ve şehirden çıkan mallar için, artık, “ayakbastı”, “duhuliye”, “harç” o an aklına ne gelirse para toplamaya başlıyor.

Belediyenin, halkını mesaj ile uyarması için 90 yılın geçmesi gerekiyordu. Hoparlör icat edilmişti ama belediyeye henüz gelmemişti.

Üstelik dolandırıcı evrim geçirmişti.  Sabit kulübe belediye tarafından kolaylıkla yakalanıyordu. Bu kez kulübe seyyar yapıldı.

Belediye nereye doğru koşuyorsa, dolandırıcı kulübesi ayaklanıyor ve güvenli yere konuşlanıyordu.

“Bunu bizzat görmüş olan bir zatın anlattığına göre Peygamberin horozunu yemiş Halil Efendi ismiyle maruf olan şahıs köprü ağzında dolaşarak şehre giren yüklü hayvanları ıssız bir köşeye doğru takip ederek cebinden çıkarıp doldurduğu makbuzla emri vaki yapıyor ve bu surette tutturabildiği parayı alıyordu.

Kendisine ne parası aldığı sorulduğu zaman:

Yer parası, işgaliye, şehir belediyeye ait olduğu için buraya girme parası alıyorum...”  (**)

Zabıta Mahmut Efendi, gezici derme çatma kulübesi ile bir köşede Halil Efendi’yi yakalar:

“Kanunsuz iş yapıyorsun, para almak Pazar yerine mahsustur, hatta pazarda bile tartılmayan bir maldan kantar parası alınmaz” der. Halil Efendi açıkgöz:

“Koca zabıta memuru olmuşsun ama senin bir şeyden haberin yok. Ben Silahçı Ahmet Efendi’nin memuruyum”deyince zabıta cahilliğinden utanır ve arkasını dönüp gider. Kulübe de başka bir yere taşınır. Tahsilata devam. (**)

SEDAT MEMİLİ