“Ben komiser Murat.”
Telefonun öbür ucundaki ses, karşısındaki kişinin kimliğini; adını, doğum tarihini, kimlik numarasını her şeyi biliyor. Adresini, iş yaptığı bankayı hatta tapudaki mülkünü, yaptığı işlemi bile biliyor.
Sonra hiç tereddüt etmeden söylüyor:
“Kimliğiniz bir terör örgütü mensubunun üzerinden çıktı.” İşte o anda telefonun öbür ucundaki kişi artık sıradan bir dolandırıcı değildir. Devletin otoritesini gasp etmiş bir dolandırıcıdır.
Ben de dahil olmak üzere ailemde ve çevremde tanıdığım hemen herkes belli aralıklarla dolandırıcılar tarafından aranıyoruz. Bütün kimlik bilgilerimiz ellerinde. Güven sağlamak için WhatsApp profiline ya MİT’in ya da Emniyetin rozetini koyuyorlar.
Geçtiğimiz günlerde vefat eden gazeteci Şükran Soner’in başına gelenler de bunun dehşet verici bir örneği. Soner’de medyada yer alan haberlere göre “komiser Murat” olarak tanıtan kişiler tarafından arandı.
Kendisine kimliğinin yakalanan FETÖ mensubu biri tarafından kopyalandığı, kimliği üzerinden bazı işlemler yapıldığı söylendi. Ardından polis üniforması giyen kişiler evine geldi. Birlikte bankaya gidildi. Tapu, noter, komisyoncu derken hem parasını hem de evini kaybetti.
Burada durup düşünmek gerekiyor. Soner devlet, emniyet, bürokrasi, siyaset, suç, örgütlerini bilen bir gazeteciydi. Bugün devletin kimliğini, üniformasını kullanarak vatandaşın parasına ulaşabilen bir düzen kurulabiliyorsa, mesele artık sadece “telefon dolandırıcılarına dikkat edin” cümlesiyle açıklanamaz.
Çünkü suç örgütlerinin elinde sadece kişisel verilerimiz, yok, yapay zekâ teknolojileriyle daha da inandırıcı olmak için görüntüler, sesler ve kimlikler üretme imkânlarına sahipler.
★ ★ ★
Aslında yıllardır aynı senaryoyu dinliyoruz. “Ben komiserim, savcıyım, kimliğiniz bir teröristin üzerinde çıktı, banka hesabınız kullanılmış, adınız soruşturmaya karıştı, paranız güvende değil, şimdi size söyleyeceklerimizi yaparsanız paranızı kurtarabiliriz.”
Sorun şu ki, dolandırıcının en büyük sermayesi yarattığı korku. İnsanların üzerinde devletin gücünü, mahkemenin adını, polisin üniformasını, savcının makamını, terör soruşturmasının yarattığı korkuyu kullanıyorlar. Vatandaşın devlete olan güvenini suç örgütünün sermayesine dönüştürüyorlar.
Peki teknoloji çağında sistemin buna “dikkatli olun, numarayı engelleyin” demesinin dışında çözüm üretmesi, buna göre önlemler alası gerekmez mi? Bankanın, tapunun, emniyetin ve diğer ilgili kurumların elindeki teknolojinin ne kadarını dolandırıcılığı önlemek için kullandığını da konuşmamız gerekmiyor mu?
Çünkü para bankadan çıktığında, ev satıldığında, para başka hesaplara dağıtıldığında sizi koruyan bir sistem yok. Evet, dolandırıcılara yönelik operasyonlar yapılıyor, şüpheliler yakalanıyor, soruşturmalar açılıyor. Ama vatandaş yine de yaşadığı sorunla baş başa savunmasız kalıyor.
Kimlik bilgileri basit bir dolandırıcılık, kişisel verilerin korunması da artık yalnızca mahremiyet meselesi olmaktan çıktı. Malvarlığı, güvenlik hatta bazı durumlarda doğrudan can güvenliği meselesine dönüştü.
Belma AKÇURA / Milliyet