Sabahın ilk fincanı çoğu zaman zihnin çalışmaya başlamasının ritüelidir. Demlenen çayın ya da taze kahvenin kokusu, beyin için uyanış sinyalleridir ve modern dünyada zihinsel uyanıklığın sessiz eşlikçileridir.

Kafeinin beyin üzerindeki temel etkisi, yorgunluk hissini taşıyan adenozin reseptörlerini bloke ederek uyanıklığı artırması. Gün boyu biriken adenozin beynin “yavaşla” sinyalidir. Kafein ise bu sinyali geçici olarak susturur. Bu küçük biyokimyasal müdahale; dikkat süresinin uzaması, reaksiyon hızının artması ve zihinsel performansın toparlanmasıyla sonuçlanır.

Ancak kafein yalnızca masum bir “uyanıklık artırıcı” değildir. Nörobiyolojik olarak bakıldığında, klasik psikostimülanlarla aynı büyük aileye aittir. Kokain ve amfetamin gibi maddelerle aynı başlık altında incelenir: merkezi sinir sistemi psikostimülanları. Motor aktiviteyi artırır, uyarılmayı yükseltir ve pekiştirici özellik gösterir.

Bu nörobiyolojik etki yalnızca sağlıklı bireylerde performans artışıyla sınırlı değil. Alzheimer hastalığında düzenli ve ölçülü kafein tüketiminin, hastalık riskinde azalma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Benzer biçimde Parkinson hastalığında da kafein tüketimi ile daha düşük hastalık riski arasında tutarlı bir ilişki bildirilmiştir.

ABD Donanma Özel Kuvvetleri’nin “cehennem haftası” olarak bilinen, az uyku ve aşırı stres altında geçen eğitim sürecinde yapılan bir çalışmada, 200 mg kafein verilen askerlerde, uyanıklık, öğrenme, hafıza ve ruh halinde belirgin iyileşme saptandı. Kafeinin bilişsel performansın korunmasının kritik olduğu, yoğun stres altında ve karar vermenin hayati olduğu durumlarda anlamlı bir avantaj sağlayabileceği sonucuna varıldı. Gün içinde kafein tüketen çalışanların daha uyanık kaldığı ve daha hızlı tepki sürelerine sahip olduğu farklı çalışmalarla gösterildi. 2.500’den fazla işçinin incelendiği bir araştırmada, daha yüksek kafein tüketimi ile bilişsel başarısızlık ve iş kazası riskinin yaklaşık yarı yarıya azaldığı görüldü. Bulgular, kafeinin yalnızca “uyanıklık hissi” değil, ölçülebilir performans çıktıları üretebildiğini düşündürmekte.

Ancak her uyarıcıda olduğu gibi doz önemli. Özellikle ergenlerde enerji içeceği tüketimi üzerine yapılan çalışmalar dikkat çekici. Sık enerji içeceği tüketen öğrencilerde devamsızlık, disiplin cezası ve düşük akademik performans oranlarının daha yüksek olduğu gösterilmiş. Nedensellik henüz net değildir; ancak aşırı kafein yükünün gelişmekte olan beyin üzerindeki etkileri konusunda temkinli olunması gerektiği açık.

Migren hastalarında ise kafein ayrı bir yere sahip. Akut atakta analjeziklerle birlikte kullanıldığında ağrı kesici etkinliği artırabilir ve bazı kombinasyon preparatlarında bu nedenle yer alır. Ancak sık ve yüksek doz tüketim, geri çekilme baş ağrısına ve kronikleşme riskine yol açabileceğinden, migrenli bireylerde kullanımın dengeli olması gerekir.

Yetişkinlerde çoğu kişinin tükettiği dozlarda kafein; uyanıklık, dikkat ve tepki süresi üzerinde genellikle faydalı etkilere sahip. Ancak yüksek dozlar anksiyete, uykusuzluk ve kardiyovasküler uyarılmaya yol açabilir.

Çay ve kahvenin beyinle ilişkisini en iyi anlatan kelime dengedir. Bir fincan kahve düşünmeyi keskinleştirebilir; birkaç fincan fazlası düşünceleri dağıtabilir. Bir bardak çay zihni sakinleştirebilir; gecenin geç saatlerinde içilen demli bir çay ise uykusuzluğa neden olabilir. Zihnin de damak tadı vardır. Çoğu zaman en iyi çalışan beyin, kararında içilmiş bir fincan kahve ya da deminde bir bardak çayın eşlik ettiği beyindir.

Doç. Dr. Tamer Yazar / BirGün