Aladağ yangını, bu ülkenin hafızasına yalnızca acı değil; ihmalin, denetimsizliğin ve siyasal tercihlerin çocukların hayatına nasıl mal olduğunun karanlık bir kaydı olarak kazındı. Dokuz yıl önce, 29 Kasım 2016’da Adana Aladağ’da Süleymancılara ait kaçak yurtta yaşanan yangında 11 kız çocuğu ve bir yetişkin yanarak hayatını kaybetti. Acılı ailelerin avukatıydım, biliyorum, bu yangın sıradan bir “kaza” değil; laik, kamusal ve bilimsel eğitimi zayıflatan, yoksul köylülerin çocuklarını denetimsiz tarikat yapılarının insafına terk eden politikaların doğrudan bir sonucuydu.
Laik kamusal bir eğitim sistemi, çocukların yaşam hakkının en temel güvencesidir. Ancak tarikat ve cemaat bağlantılı yurtların kontrolsüzce yaygınlaşması, devletin denetim mekanizmalarını işletmeyen ve yükümlülüklerini fiilen devreden tercihleri sonucunda mümkün oldu. Elektrik tesisatından acil çıkışlara, ruhsattan kapasite raporlarına kadar her ayrıntı, teknik gerekliliklerle değil, “görünüşte denetim” mantığıyla ele alındı.
Aladağ yurt yangınından 9 yıl sonra başka iki yangın; 21 Ocak Kartalkaya ve 8 Kasım Dilovası yangınları yeniden gösterdi ki, Aladağ’da yaşanan felaketin ardından gerekli idari ve yapısal dersler çıkarılıp adımlar atılsaydı, bu acılar tekrar etmeyebilirdi. Aynı zehirli kök: Kamu güvenliğinin yok sayılması ve denetim eksikliği. Göstermelik raporlar, yerine getirilmeyen yükümlülükler, imza atmakla sorumluluklarını yerine getirmiş sayılan kurumlar…
Çocuklar Aladağ'da tarikatların pençesinde; Kartalkaya'da turizmin rantının, Dilovası’nda piyasanın acımasız çarklarında yandılar. Bu üç yangın toplumsal yaşamın ideolojik kaygılarla piyasaya terk edilmesinin yol açtığı sosyal cinayetlerdir. Sorumluluk sadece teknik kusurlarda değil, bu işleyişi ve yapıları koruyan, denetim görevini yapmayan ve tüm kamusal alanlardan gönüllü feragat eden iktidardır.
Aladağ’da yanarak ölen çocuklar, bu topluma aslında yıllar öncesinden bir ders bırakmıştı: Kamu sorumluluğunu yerine getirmeyen bir sistem en başta çocuklarımıza zarar verir. Bu ders alınmadı. Alınmadığı için de Kartalkaya’nın ve Dilovası’nın ateşi her gün daha çok canımızı acıtıyor.
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
