Ali PEKMEZCİ

12 Eylül sürecinin zorlu evrelerinden geçip üniversite sınavına girdim. Tek tercih yaptım; Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi. Onu da kazandım.

Okulu bitirip bu mesleği icra etmeye başladığımda para kazanamayacağımı zaten biliyordum. Bu yöndeki telkinlere de kulak asmadım. Tek derdim hayalimdeki mesleği yapabilmekti.

Tercih.

*

Üniversite öğrenimim de tıpkı lise dönemi gibi zorlu koşullar altında geçti.

12 Eylül’ün zor ve meşakkatli sürecinin ardından mezuniyetimle birlikte Ankara’da kalma ya da yurtdışına gidebilme fırsatları karşıma çıktı.

Ünlü karikatürist Selçuk Demirel,  SİPAPRES’e (Rahmetli Gökşin Sipahioğlu sahibiydi) muhabirlik yapma noktasında bana destek olacaktı. Tam da bu iş olanaklarının göbeğinde rahmetli babamın ‘Adana’ya gel ailemizin başında ol’ çağrısını aldım. Elbette hayır diyemezdim.

Adana’ya döndüğümde ekonomik zorluklara karşı direnmek durumunda kalacağım bir meslekte alınteri dökeceğimin kuşkusuz bilincindeydim.

Ama bu kadarını da beklemiyordum!

Pişman mıyım; değilim!

*

Yaygın ve yerel ölçekteki birçok deneyimden sonra; gazete patronlarının sansürüne muhatap olmamak amacıyla sosyal medya haberciliğini tercih ettim. Bunda teknolojik trendi yakalama duygusu da hakimdi. 

Benden patron yaratılamaz; sadece köşe yazarı veya muhabir olur. Serde gazetecilik var ya hiçbir sıfat bunun üzerine çıkamaz.

Avuçlarımdan kayıp giden Ankara fırsatları da bu gerçeği değiştiremezdi, bilesiniz! 

Şu anda ister mektepli olsun isterse çekirdekten yetişsin birçok meslektaşım benzer zor koşullarda çalışmaya devam ediyor.

Aynı kaderi paylaşıyoruz. 

*

Geçmişime dair bu anekdotu niçin hatırlattım; emek harcayıp bedelller öderken ekonomik anlamda nerelere savrulacağımın farkındaydım.

Sevabıyla günahıyla meslekte 40 yılı devirdim.

*

Mevzuya gelelim.

*

Yakın zamanda 31 Mart yerel seçim sürecini yaşadık.

Her partiden bir yığın belediye başkan aday adayı çıktı. Yüklü miktarda paralar harcadılar. Özellikle adaylıklar belirlendikten sonra masrafları (!) zirve yaptı.

Hangi belediye başkan adayı ne kadar para harcamıştır bilemiyorum.

Ama şu kritik soruyu sormadan olmaz:

“Belediye başkanı seçildiğiniz takdirde alacağınız üç kuruş maaş uğruna genel merkezlere, partilerin kudretli yöneticilerine yüklü miktarlarda para transferinin matematiğini hangi hesapla yaptınız!”

*

Geçmişten süregelen bu siyasi matematik benim gibi vatandaşın da bilinçaltında sorgulanıyordur. İşin gerçeğinin ne olduğu bilinir ama karnından konuşma alışkanlığıyla yetinilir.

Toplumsal alışkanlık. 

*

İşte bu ince matematiğin bir sonucu olarak belediye başkanları gölgelere sığınmayı tercih ediyor. 

Seçilir seçilmez telefon numaraları değişiyor, değiştirmeyenler de bakmıyor, ekipleşme desen diz boyu, tamamen kapalı devre bir sistem uygulanıyor. Bu ‘belediyecilik çeteleşmesi’ hep yaşandı ve yaşanacak ta.

*

Gölgelere sığınmaları bu yüzdendir. Saklanma ve rantı dar bir kadroda paylaşma psikolojisidir. Adana sevdası hizmet bahanesi hikaye.

Aslolan paradır para!

Tercih. 

*

Pisliklere bulaşan belediye başkanları gölgelerde de yakalanır, kuyu diplerinde de bulunur.

Yeter ki medya istesin. 

*

Sanırım şimdi daha iyi anlaşılmıştır; 31 Mart’ta ve daha önceki seçimlerdeki kar-zarar hesabı!

Bu hesap bile isteye yapılmıştır.

*

Meslek yaşamım boyunca, seçilmeden önce maddi sıkıntıda olup ta belediye başkanlığı bittikten sonra para içinde yüzmeyen bir tek belediye başkanı görmedim.

Zaten varlıklı olanlar da servetlerine servet kattılar. 

Çünkü o koltuğa göz koyduktan itibaren kamuoyu nezdinde hepsi birer potansiyel hırsızdır.

Öküz öldükten sonra eski ortakları (!) dahi böyle düşünür. 

*

Makam süreleri bittiğinde toplumdaki genel algıları ‘malı götürdü’den ibaret kalır.

Bu son bakış hiç ama hiç değişmez.