George Orwell’ın Hayvan Çiftliği romanı siyasal birçok eleştiride kullanıld, hatırlayanlar bilir. Romanda çiftlik sahibinin adaletsiz davranışından ve zulmünden bıkan çiftlik hayvanları çiftlik sahibini alaşağı ederek yönetimi ele geçirirler ve kendi aralarında domuzlardan oluşan bir yönetim kurarlar.
İlk zamanlar çiftlikte her şey yolundadır. Ancak daha sonraları yönetimi oluşturan domuzlar kendilerine birtakım ayrıcalıklı haklar tanırlar. Çiftlikteki hayvanlar zamanla alaşağı ettikleri çiftlik sahibini bile arar hale gelirler.
Bir gün toplu halde domuzlardan oluşan yönetime giderek yapılan hepsinin eşit olduğunu ancak neden ayrıcalık tanındığını sorarlar ve serzenişte bulunurlar. Yönetimdeki domuzlar ise “Evet haklısınız tüm hayvanlar eşittir ancak bazı hayvanlar daha eşittir” diyerek cevap verirler.
Şimdi bu romanı neden anlattığımızı merak ediyorsunuzdur; başlayalım;
Son 15-20 yıl içerisinde Cumhuriyet tarihinin Ergenkon, FETÖ gibi en büyük davaları görüldü. Bu davalarda çeşitli eşitsizlikler, usulsüzlükler, farklı muameleler kamuoyunda sıkça dile getirildi. Örneğin Bank Asya’ya para yatıranlar ceza alırken bankanın sahibi ceza almadı bu ve buna benzer birçok ayrıntıyı hepinizin kamuoyundan veya yargılanan insanlardan sıkça duyduğuna eminimiz.
Tabii ki bu davaların gündemden düşmemesine en önemli sebep siyasi içerikli olmasıydı. Ancak önümüzde siyasi içerikli olmayan fakat daha çok insanın hayatına mal olan depremde sorumlu olan insanların yargılandığı davalar da mevcut.
Asli görevi vatandaşının başta yaşam hakkı olmak üzere bütün haklarını korumakla mükellef olan devletin bu yargılamalarda da diğer siyasi davalarda olduğundan daha fazla özen göstermesi gerektiği aşikardır. Çünkü burada hayatını kaybeden insanlarımızın bu felaketi yaşamasına sebebin sadece kader olmadığı, ihmaller zincirinin doğal bir neticesi olduğu, dolayısıyla buna sebebiyet verenlerin hak ettikleri cezayı alması herkesin vicdanını rahatlatacağı gibi bundan sonraki yapılacak işlerde herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceği kuşku götürmez bir gerçektir.
Deprem yargılamalarında mahkemelerin çok da hukuki yelpazesi geniş olmadığını düşünüyoruz. Çünkü mahkemeler depremde yıkılan binaların yıkılma sebebine ilişkin tespiti bilirkişi marifetiyle yapacaktır. Dolayısıyla sorumluların tespitinde asıl belirleyici husus bilirkişi marifetiyle olacaktır. Yani bilirkişinin müteahhide veya mühendise kusur tespiti vermesi durumunda müteahhidin ve mühendisin veya diğer sorumluların binlerce insanımızın hayatını kaybetmesindeki sorumlu tutulması kaçınılmazdır.
Hal böyle iken bilirkişi raporlarında binanın eksik malzemeyle yapıldığı ve bu sebeple yıkıldığı tespiti yapılmasına rağmen sanıkların bazı mahkemelerce tahliye edilip bazı mahkemelerce tutukluluğunun devamına karar verilmesi akıllara karıştırmıyor değil.
Eğer binanın yapımı kusurluysa sorumlusu nasıl tahliye olabilir? Bir mahkeme bilirkişi raporuna dayanarak tutukluluğu devam ettirirken diğer mahkeme benzer bilirkişi raporunda nasıl tahliye karar verebilir?
Kesilen kolonların belirlenmesinde yumuşak geçişler gözlemleniyor. Canlarını kaybedenler yok sayılırcasına kararlar verilebiliyor.
Anayasa’mızda en çok vurgulanan husus ‘adalet önünde herkesin eşit’ olduğudur. Bunu gözettiğimizde kafamız karışmıyor değil.
Yoksa gaipten bir ses “Tüm sanıklar eşittir bazıları daha eşittir” diye mi sesleniyor.!
objektifa.com
