ERSİN RAMOĞLU Yazdı 

"Belediyeler kapatılmalı!"

Evet, yanlış okumadınız. Bu sözler Avukat Erkin Doygun'a ait.

Avukat Doygun bu sözü boşa etmedi.

O aynı zamanda belediye meclis üyesi…Başka görevleri de olan biri…

"Kapatılmalı ama bir şartla" diyor.

Çöp kamyonları çalışmaya devam edecek.

Otobüsler sefere çıkacak.

Parklar yapılacak.

Sokaklar temizlenecek.

Sosyal hizmetler sürecek.

Yani vatandaş hizmetten mahrum kalmayacak.

Kapatılması gereken belediye değil aslında…

Belediyenin içine zaman zaman yerleşen "küçük iktidar" anlayışıdır!

**

Belediyenin elinde ne ararsanız var.

Bütçe var.

İhale var.

İştirak var.

Ruhsat var.

İmar var.

İstihdam var.

Arsa var.

Siyasi güç var.

Bir de bütün bunların başında seçimi kazanmak, koltuğu korumak ve bir sonraki seçime hazırlanmak isteyen bir siyasetçi var.

"Yerinden yönetim" diyoruz, doğrudur.

Ama kararlar halka yaklaşıyor.

Çoğu zaman müteahhide de yaklaşıyor.

Arsa sahibine yaklaşıyor.

İhale bekleyene yaklaşıyor.

Belediyede işe girmek isteyene yaklaşıyor.

Parti teşkilatına da yaklaşıyor.

**

Yani yerinden yönetimin avantajı yakınlık…

Zaafı da yine yakınlık!

İmar işleri bunun en canlı örneğidir.

Bir emsal rakamını değiştiriyorsunuz.

Yani kâğıt üstünde bir rakam oynuyor.

O rakamın arkasında milyonlarca liralık değer oluşuyor.

Elbette her emsal artışı hukuksuz değildir.

Her ekonomik değer artışı da suç değildir.

Fakat devletin sorması gereken soru çok basit:

Bu karar kimin için alındı?

Neden alındı?

Bunda kamu yararı nerede?

Asıl mesele de burada başlıyor.

İmar dosyasında o kadar çok imza var ki sorumluyu bulmak define bulmak gibi bir şey.

Çünkü dosyayı hazırlayan başka…

Komisyon başka…

Başkan yardımcısı başka…

Meclis başka…

Başkan başka…

Bir şey ters giderse cümleler hazır:

"Ben hazırlamadım."

"Ben sadece imzaladım."

"Komisyon uygun gördü."

"Meclis karar verdi."

E güzel!

Peki sorumluluk nereye gitti?

Herhalde çöp kamyonuna binip şehir dışına çıkmadı!

**

Kamu gücü kullanan herkes, kullandığı yetkinin izini de taşımalı.

Yetki varsa sorumluluk olacak.

İmza varsa hesap verebilirlik olacak.

Karar varsa gerekçesi olacak.

Şeffaflık olacak.

Aksi halde belediye hizmet kurumu olmaktan çıkar, siyasi güç üretme makinesine dönüşür.

Belediye başkanı kentin küçük hükümdarı değildir.

Başkanın görevi şehrin tapusunu cebine koyup "Burası benim" demek değildir…

Kentin emanetini yönetmektir.

Bu nedenle belediyeciliği yeniden düşünmek gerekiyor.

Yerel hizmet elbette yerelde kalmalı.

Fakat büyük ekonomik değer yaratabilecek kararlar, imarın ana sınırları ve kamu kaynaklarının kullanımında çok daha güçlü, bağımsız ve şeffaf denetim mekanizmaları kurulmalı.

Güçlü devlet, bütün yetkiyi Ankara'ya taşıyarak olmaz.

Güçlü devlet;

Yetkiyi kim kullanırsa kullansın, kamu gücünün özel çıkara çevrilmesine izin vermeyen devlettir.

Çünkü rantın adresi Ankara olunca sorun çözülmüyor.

Sadece adres değişiyor.

Adam bunları dışarıdan seyrederek söylemiyor.

Avukat Erkin Doygun.

Hem büyükşehir hem de ilçe belediye meclisinde görev yapıyor.

Yani eleştirdiği sistem ona da yetki veriyor.

Tam da bu yüzden konuşuyor ya.

Bir sistemin doğruluğu, gücün kimin elinde olduğuna göre değişmemeli.

Bugün bizim elimizdeyse doğru, yarın başkasının elindeyse yanlış diyorsak…

Sorun sistemde değil, bakışımızdadır.

Belki de belediyeleri kapatmaya gerek yok.

Kapatılması gereken başka bir şey var:

Belediyeyi rant kapısı, ihale merkezi, istihdam deposu ve siyasi güç kasası olarak gören anlayış!