2023 Yılının Aralık ayında suç dünyasının Z kuşağına ilişkin iki farklı yazı kaleme almıştım. Bu yazılarda spordan sanata siyasete dair birçok alanda Z kuşağının konu edildiğini ama suç dünyasının Z kuşağının görmezden gelindiğini anlatmıştım.

"Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.” atasözünü hatırlatmak istemem; ama Ahmet MİNGUZZİ, Avukat Serdar ÖKTEM gibi cinayetlerin sonrasında olayın faillerinin yaşlarına bakarak bu husus gecikmiş bir şekilde gündeme geldi. Dolayısıyla en bilindik sosyal hastalığımız nüksetti.

Neticeye göre sebep üretmek!

Bu olayları ekonomiye ya da artan uyuşturucu kullanımına bağlayanlar çoğunlukta. Bunlar yanlış mı derseniz elbette değil. Ama gerçeğin sadece küçük bir parçası. 

Suç dünyasının Z kuşağı hakkında dün öngörüde bulunamayanların bugünden yarına dair konuşmalarını çok dikkate değer bulmuyorum. Çünkü bunun gibi sosyopsikolojik olayların tek bir sebebe bağlanması çözümünün de basite indirgenmesi çok gerçekçi gelmiyor.

Suç dünyasının Z kuşağının içinde bulunduğu sosyal koşulları ve psikolojik etkileri gözetmeden yapılacak her değerlendirme eksik kalacaktır. Örnek vermek gerekirse önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu çocuklar geleneksel suç örgütlerinin bilindik formatında değiller. Hiçbir ritüele tabi değiller. Hiç tanışıklıkları olmasa dahi birbirleri ile sosyal medya üzerinden irtibat kurup ortak hareket edebiliyorlar.

Bu bağlamda suç dünyasının Z kuşağını belli başlı suç örgütlerinin adı altında duyuyor olsanız da aslında durum hiç de öyle değil. Bu kuşağı herhangi bir suç örgütünün adı ile tanımlamaya çalışmanın çok doğru sonuçlar vermeyeceğini düşünüyorum. Çünkü bu kuşak bir örgüt değil bir kitle..Dolayısı ile suç dünyasının Z kuşağını bir fezlekeye ya da bir iddianameye sığdırmak mümkün değil. Böyle bir seçenek bu kuşağın gerçekleştirdiği olayları haberlere yansıtmaktan öte bir işe yaramayacaktır.

Mevcut durumun ilerleyeceği safhanın pek iç açıcı olduğunu söyleyemem. Olmasını asla istemesem de şayet doğru bir hareket tarzıyla bu çocuklar kazanılmaya çalışılmazsa iki büyük sorunun bizi beklediğini düşünüyorum.

Birincisi ülkemizin yakın geleceğindeki risklere bakıldığında bu kitle bireysel suçlardan uzaklaşıp siyasi merkezli kitlesel suçlara evrilmesi ikincisi ise suça katılım yaşının gittikçe düşerek okullarda akran zorbalığının artması sonucu eğitim sisteminin zaafa uğraması.

Umarım iki ihtimal de gerçekleşmez ancak perşembenin geldiğini Cuma günü konuşmanın faydasının olmadığını artık herkesin görmesi gerekmiyor mu?